Bilişim Çağı'nın Barış Süreci'ne etkisi
*18 Ekim 2015 tarihli Gaile dergisinde
çıkan yazımdır
Günümüz dünyası, bilginin sürati
bakımından baş döndürücü bir noktaya ulaştı. Bilişim Çağı,
bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişimin insanlık
tarihinde toplumsal, ekonomik ve bilimsel değişimin yönünü
yeniden belirlediği ve bir 'ağ' ile birbirimize bağladığı bu
dönemde, gerek İnternet Gazeteciliği, gerekse de Sosyal Medya
yardımı ile insanların akıl almaz bir süratle etkileşim
kurmasına olanak sağlanmıştır.
İnternet gazeteciliği yapan web
siteleri, zaman ve mekandan tamamen bağımsız olarak birden fazla
okur kitlesine bir anda ulaşabilme şansına sahip olmamızı
sağladı. Önceleri, basılı gazetelerin ulaşabileceği yerler
belliydi. Ülke içinde, belirli katmanlara ulaşma şansına sahip
olan ve dolayısıyla ancak 'ulusal' gazetecilik olarak tanımlanması
gereken basılı gazetecilik, İnternet Gazeteciliği'nin gelişmesi
ve yayılmasıyla, uluslararası bir formata büründü. En basit
örneğiyle, Lefkoşa'nın herhangi bir mahallesinde kurulacak olan
bir web sitesi, yayın yapmaya başladığı andan itibaren,
Amerika'ya ulaşabilme potansiyelinden de kaynaklı olarak
uluslararası bir karaktere sahiptir. Bu sebepten ötürü,
internette yayın yapan bir gazeteyi artık yerel olarak nitelemek
mümkün değildir.
Özellikle 'duayen' gazetecilerimiz bu
söylediğimden pek hoşlanmayacaklar ancak, bilindiği şekliyle
klasik gazeteciliğin de sona ermek üzere olduğu aşikardır...
Değişen dünya koşullarıyla beraber, gazetecilik de şekil
değiştirmeye başladı. Artık gazetecilik, sadece basılı
gazeteler üzerinden değil de özellikle Sosyal Medya üzerinden ve
dahası sıradan halk tarafından yapılmaya başlandı. Sırf Sosyal
Medya ortamında takip edilen sıradan insanlarının varlığına
hepimiz şahit olmuşuzdur; ülkenin bir noktasında yaşanan
herhangi bir kaza, öncelikli olarak Sosyal Medya'da paylaşılan bir
fotoğraf ile okuyucuya ulaşmaya başladı. Sadece bu örnek bile,
gazetecilik denilen olayın değişmekte olduğunu bizlere kanıtlar
pozisyondadır... Facebook'un şu anda bazı projelerle, dünyada
internet olmayan özellikle geri kalmış, Afrika gibi ülkelere
ücretsiz internet sağlama girişimleri olduğunu da akıllarda
tutmakta yarar var.
Sosyal Medya, ilerleyen zamanlarda,
insanların birbirleri ile etkileşimini artıran bir özelliği
bulunması açısından çok daha önemli bir yere sahip olacaktır.
Artık gazetecilerin de internet ortamına yönelmesi ve
okuyucularıyla interaktif bir ilişki içinde olması tam olarak bu
sebepledir. Geçmiş yıllarda yazılan bir yazının geri dönüşümü
için uzun bir süre beklemek gerekirken, şu anda bu süre
saniyelerle ölçülür duruma gelmiştir.
Ancak bu sürat bazı sorunları da
beraberinde getirmektedir. Gazetecilik mesleğinin etik kodlarının,
hızla gelişen internet yayıncılığı için de temel etik
kurallar olarak uygulanması gerekmektedir. Ancak, internet
teknolojisinin sağladığı faydaların yanısıra, bilgi kirliliği
de etik kurallara bağlı kalmadan, haberin doğruluğu
araştırılmadan, yayıncılık mesleğinin temel kurallarını hiçe
sayar duruma gelmiştir. Özellikle, KKTC'de henüz bir Bilişim
Yasası olmamasından da kaynaklı olarak, bireyin Sosyal Medya
aracılığıyla istediği kişinin bilgilerini ve/veya paylaştığı
herhangi bir iletiyi, herhangi bir platform aracılığıyla istediği
yere eriştirme şansı insanlara tanınmaya başlandı. Sosyal Medya
veya üç beş kuruş para verip açılan bir Haber Sitesi ile
gerçeklik payı olsun veya olmasın yazılan bir metin, karşı
taraftaki insanı etkiler duruma gelmiştir.
Gazeteciliğin algı yönetimi olduğunu
unutmamak gerekir. Geçtiğimiz aylarda Kıbrıs Sorunu'ndaki
'mülkiyet' konusu ile ilgili özellikle internet ortamında oluşan
gündemi bir hatırlatmak gerekirse;
Bazı çevrelerin Sosyal Medya'da
pompaladığı, “Rum asıllı insanlar evlerimizi ziyaret ederek
dışarıya çıkmamızı istiyorlar” üzerinden yürüttüğü
propaganda, bazı çevrelerde geniş yankı bulmuştur. Bu algı,
“bizi evimizden atmak isteyen Rumlarla mı barış yapacağız?”
sorusunu da insanların aklına sokmuş, dolayısıyla ırkçı
söylemlerin de kullanılmasına sebep olmuştur.
Birçok gazetenin yayımladığı
'mülkiyet konusu henüz görüşülmedi' açıklamalarına rağmen,
Sosyal Medya'da pompalanan algı, hali hazırda hassas olan
insanların ırkçı söylemler ile süreci yorumlamasına yol açtı.
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın tüm açıklamaları dahi,
bahsi geçen ırkçı yorumların önüne geçilemedi.
Benzer örnek, şu sıralarda yayınları
askıya alınan sağ tandanslı bir gazetenin yaptığı 'Av
Tüfekleri Hazır' başlıklı haber için de söylenebilir. Bahsi
geçen gazetenin çok büyük bir okuyucu kitlesi olmamasına rağmen,
Sosyal Medya yardımı ile gazete manşetinin ulaşmadığı insan
neredeyse kalmadı. İfade özgürlüğü adı altında savaş
kışkırtıcılığı yapan bu gazete, algı yönetimi ile insanları
belirli bir zümreye karşı kışkırtmaya çalışmıştır. Bu ve
buna benzer daha bir çok örnek gösterilebilir. Sayı anlamında
iyi okuyucu kitlelerine sahip bazı köşe yazarlarının Sosyal
Medya'yı kullanarak yarattığı algı da yukarıda anlatılanlara
birer örnek teşkil edebilir.
Bir diğer açıdan bakılırsa, Sosyal
Medya'nın, toplumların kaynaşması amacıyla kullanılması,
sürece aktif katkı sağlayacaktır. Bununla ilgili Sivil Toplum
Örgütleri'nin hali hazırda bazı çalışmaları mevcuttur. Bu
çalışmaların daha da ileriye götürülmesi önemlidir. Sosyal
Medya'da bir gece örgütlenen eylemleri ve barış mitinglerini
düşündüğümüzde bunun ne kadar kolay olduğu daha da anlaşılır
hale gelecektir.
Barış Süreci'nin yönetimi ve
kamuoyunun bilgilendirilmesiyle ilgili ise, şöyle bir yöntemi
akılcı bulmaktayım. Liderlerin, ülkede bulunan ve hali hazırda
temasta bulunan iki basın sendikasıyla aktif temas içerisinde
oluşturacağı bir ortak komiteyle, müzakere sürecinde
yayımlanması gereken tüm haberlerin tek bir noktadan çıkması,
insanların da süreci o komitenin yayımladığı bültenlerden
öğrenmesi ile bilgi kirliliğinin önüne bir nebze olsun
geçilebileceğine inanmaktayım.
Comments
Post a Comment