Posts

Showing posts from 2015

Lanet olsun artık be!

Yahu yani aylık maaşın tanımı nedir? Bir aylık sattığın emek karşılığında, aylık ihtiyaçlarını ve gereksinimlerini karşılamak için ödenen miktar! E yahu, bu bir aylık ihtiyaç olayı o kadar büyük mü ki benim cebimde 5 kuruş olmadan ayın 15 gününü geçirmek zorundayım? Öyle lüks ihtiyaçlarım da yok yani ha! Bir sigaram var! O da sigaraya başladığım günden beri sarma içtiğim için aylık nereden baksan 80 TL! Ayda da bir gece, hadi olsun 2 gece alkollü birşeyler içeyim! Beni bilenler bilir... Eskiden sıkça alkol tüketirdim, ancak mali yoksunluk sebebiyle tüketimim neredeyse 0'a vardı! Anacığımın, “ bak o açıdan iyi oldu ” dediğini duyar gibiyim... *** Ayda bir kere eve “aylık alışveriş” yapmaya kalksan zaten maaşın 4'te biri uçup gidiyor ortalık yere... Eve aldığın da et falan değil hani! Öyle bildiğin pirinç, bulgur, makarna! Hem deterjan... Ha bir de ödediğimiz su, elektrik, ısınma, arabanın benzin giderleri falan... Kısacası, her gecemi meyhanel...

Bilişim Çağı'nın Barış Süreci'ne etkisi

*18 Ekim 2015 tarihli Gaile dergisinde çıkan yazımdır Günümüz dünyası, bilginin sürati bakımından baş döndürücü bir noktaya ulaştı. Bilişim Çağı, bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişimin insanlık tarihinde toplumsal, ekonomik ve bilimsel değişimin yönünü yeniden belirlediği ve bir 'ağ' ile birbirimize bağladığı bu dönemde, gerek İnternet Gazeteciliği, gerekse de Sosyal Medya yardımı ile insanların akıl almaz bir süratle etkileşim kurmasına olanak sağlanmıştır. İnternet gazeteciliği yapan web siteleri, zaman ve mekandan tamamen bağımsız olarak birden fazla okur kitlesine bir anda ulaşabilme şansına sahip olmamızı sağladı. Önceleri, basılı gazetelerin ulaşabileceği yerler belliydi. Ülke içinde, belirli katmanlara ulaşma şansına sahip olan ve dolayısıyla ancak 'ulusal' gazetecilik olarak tanımlanması gereken basılı gazetecilik, İnternet Gazeteciliği'nin gelişmesi ve yayılmasıyla, uluslararası bir formata büründü. En basit örneğiyle, Lefkoşa'nın her...

En eski ve en genç personelden mektup

Daha üniversite yıllarındayken Kıbrıs Postası'nda işe başladığımda, Haber Merkezi diye adlandırdığımız odada 3 tane bilgisayar vardı. Bir tanesi o zaman halen Kıbrıs Postası çatısı altında bulunan, Posta FM personeli, çok tatlı Yasemin Abla adında bir kadına aitti. İşi öğrenmek için ofise ilk gittiğimde sarma sigara içtiğimi görüp benden çekinmiş, 'uyuşturucu madde kullandığımı' düşündüğünü çok sonradan söylemişti bana... Tatlı kadın vesselam! Bir de Erdem diye bir adam vardı! Huysuz mu huysuz, gergin mi gergin bir herif! Ustam olur kendisi... Patrona falan sinir olduğunda klavyeleri yumruklar, sağa sola tekme atardı... Ofisteki personele değil tabii... Pencere, monitör, bilgisayar kasası... Bu tür şeylere... Bu gergin karakterimi ona borçluyum sanırım... Neyse; 3'üncü bilgisayar da benim olmuştu... İçinde Windows 98 sistem yüklü, hoparlörleri olmayan, tuşlara her vurduğumda kendimi daktilo dersinde hissetmeme sebep olan bir bilgisayar... Yıl mı...

UBP'de kafa karışıklığı çok büyük

Normal koşullarda bu yazının Ulusal Birlik Partisi Kurultayı'nın ertesi günü yazılması gerekmekteydi. Ancak sağolsun UBP'li arkadaşlar sabaha kadar basın mensuplarını mundar ettiği için, yazacak gücüm de dermanım da kalmadı! Perşembe gününe geldik, 2 gün sonra yine kurultay var... Bu yazıyı yazabilmek için ancak kendimi toparlayabildim! *** Bir kere şunu görmekte fayda var! Ulusal Birlik Partisi yönetimi çok acayip bir kafa karışıklığı yaşıyor! Şöyle ki; Kurultay 'doğrudan demokrasi' naraları ile başlayıp, temsili demokrasi ifadeleri ve ardından da katılımcı demokrasi söylemleri ile devam etti! En sonunda dün de bir demokrasi örneği olarak Güzelyurt UBP İlçesi'nin camı çerçevesi indirildi! İşte bunlar hep demokrasi... Neyse... Doğrudan demokrasiden bahsediyorlar ancak ortada doğrudan demokrasi yok! Dahası tehlikeli olan şey ise, 'doğrudan demokrasi'nin bu adamların elinde 'kirleneceği' şüphesidir. Yarın öbür g...