KKTC'de internet gazeteciliği ve etik sorunlar

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yayım yapan İnternet Gazeteleri, ülkede Bilişim Yasası bulunmamasından kaynaklı olarak gazete sınıfında sayılmamaktadır. Bilişim Çağı'nda, KKTC'de bir yasanın halen geçmemiş olması, ülke gazeteciliğini olumsuz şekilde etkilemektedir.
Kısaca sorunları şöyle belirleyebiliriz:

1- Haberin doğruluğu kanıtlanmadan yayın yapılmasının önüne geçilememektedir.
2- Herhangi bir gazetenin haberleri, kaynak gösterilmeden yayınlanmakta, bununla ilgili yasal işlem başlatılamamaktadır.
3- Medya Etik Kurulu tarafından 2014 yılında yayınlanan rapor, 48 İnternet Gazetesi'nin ülkede yayın yaptığını tespit etmiştir. Bu sayı geçtiğimiz iki yılda daha da artmıştır. Bu gazetelerin neredeyse yarısının künyesi bulunmamaktadır / künyeye sahip olan gazetelerin bazılarında ise tüzel kişilikler bulunmamaktadır. Haberleri kimin hazırladığı, ne koşullarda servis edildiği bilinmemektedir.
4- İnternet Gazetelerini aktif olarak denetleyen bir kurum olmaması.
5- Bireyler hakkında kolaylıkla kötü propaganda yapılabilmekte ve bununla ilgili yasal işlem yapılamamaktadır.
6- Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü ihlal eden yayınlar yapılabilmekte ve bunun önüne geçilememektedir.

Thomas W. Cooper (1998: 72–87) her yeni teknolojinin topluma sunulması ve kullanılmasının bir dizi etik sorunu beraberinde getirmesinin kaçınılmaz olduğunu ve bunların dikkatle incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yazara göre yeni iletişim teknolojilerinin gazetecilik etiği açısından yaratabileceği sorunlar ise daha özel olarak ele alınmalıdır çünkü bu teknolojiler daha önceki teknolojilerden çok daha hızlı bir şekilde yaygınlaşmakta bazı ülkelere ise ilk defa girmektedir. Cooper yeni iletişim teknolojilerinin ve/veya bunlar aracılığıyla mümkün hale gelen uygulamaların sorunların anlaşılabilmesi için bunların şirketlerle, bireylerle ve toplumlarla ilişkisinin de anlaşılmasının önemli olduğunu belirtmiştir. Mark Deuze ve Daphna Yeshua (2001: 276–278) ise Cooper’dan hareketle gazetecilerin yeni iletişim teknolojileri dolayımıyla karşı karşıya kaldıkları 7 ayrı problem belirlemiştir. Buna göre ticari baskılar, bağlantı(link) kullanımı, doğruluk/güvenilirlik, kaynaklar, mahremiyet, düzenleme ve haber toplama yöntemleri yeni iletişim teknolojileriyle gazetecilik alanında ortaya çıkan/çıkabilecek sorunlardır ve yazarlara göre bunların kesin ve tek çözümlerini bulmak mümkün değildir.

Kuzey Kıbrıs'ta internet yayıncılığında ihlal edilen en önemli etik kuralın başında haber kaynağı ya da haberi hazırlayan kişinin haberde aktarılmamasıdır. Evrensel etik kuralı olarak haber kaynağının belirtilmesi ve haber kaynağının objektifliği ne yazık ki ihlal edilmektedir. Haberin gerçek olgulara dayandırılmadan yapılması ise çok önemli bir sorun olarak beklemeye devam ediyor. Örnek vermek gerekirse, Kıbrıs Net Haber adlı bir internet sayfasının 15 Mart 2016 tarihinde yaptığı bir habere göre İngiliz İstihbaratı'nın KKTC yetkililerini patlayıcı içeren araçlarla ilgili uyarısı haberine, İçişleri Bakanlığı'ndan yalanlama da gelmiş ancak Yasa olmadığından dolayı konuyla ilgili hiçbir müdahale yapılamamıştır. Haber, yalanlandığı ana kadar bir çok sosyal medya kullanıcısı tarafından paylaşılmış ve halkta paniğe de sebep olmuştu.

Kuzey Kıbrıs gazeteciliğinin bir diğer önemli sorun ise, manşetten verilen birçok başlığın merak uyandırmak amacıyla belirsizlik içermesidir. Geleneksel gazetecilikte başlık okunduğu zaman makale ile ilgili genel bir fikir sahibi olunabiliyorken, internet yayıncılığında son yıllarda moda haline gelen bir uygulama ile merak uyandırma yarışı yaşanmaktadır. Okuyucuyu sayfaya çekebilmek adına atılan başlıklar, okuyucunun sayfaya girmesi ile hayal kırıklığı ile sonuçlanmaktadır.

İnternet gazeteciliğinde yaşanan bir diğer önemli sorun ise dilin özensiz kullanılmasıdır. İnternet gazetelerinin bir çoğu, haber yarışı dolayısıyla yazı ve haberleri yeterince incelemeden yayına alabilmektedir. Bu da, yazım dilinde birçok hatanın yaşanmasına sebep olmaktadır.
Haberin niteliğini de değiştirmeye başlayan internet, gazetecinin tanımını da değiştirmek zorundadır. Geçmişte mesleki birikimin yanısıra, editör, muhabir, bir yayın yönetmeni gibi karar alma yetisine sahip olunması ve teknik bilgi / donanıma da sahip olunması gerekmektedir. Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan çarpık gelişme, piyasadaki gazeteci sayısının azalması ile sonuçlanacaktır. Bir kişinin birden fazla kişinin görevini yerine getirebilmesi sorunu, bir çok gazetecinin işinden olmasına sebep olacaktır.  “Haberlerde yepyeni bir “sürat faktörü” devreye girdi. Eskiden “haber atlatma” olarak tanımlanan kavram, gelen haberi çabuk yorumlayanlar, bir an önce internet ortamına hazır hale getirebilenler lehine çalışmaya başladı. Haberin özünü minimum detayla ilk veren, en çok tercih edilen basın organı olma yolunda önemli adımlar attı (Çakır; 2007, 143)”.
Her gün yüzlerce sanal gazetenin kamusal alana haber pompaladığı Amerika'da, internet ortamında dolaşan enformasyonun sadece yüzde 10'u güvenilir kabul edilmektedir. Saygın gazetecilik eğitim kuruluşu Poynter Enstitüsü'nden Nora Paul bu güvensizliğin nedenini şöyle açıklıyor: “Net haberciliğinde her şey çok büyük bir hızla ve denetimden geçmeden okura sunuluyor; bu durumda okura karşılaştığı binlerce bilginin gerçekliğini ispatlamak ya da haber değerini ölçmek gibi bir sorumluluk yükleniyor. Gazetecinin işlevini okur üstleniyor ki, bence net'teki en büyük problem de bu (...) Hiçbir haberi yerinde takip edecek muhabirleri de bulunmamaktadır. Birçoğu birkaç editörle hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Dolayısıyla yapılan iş, derlemeden öteye gitmiyor. Kimse alternatif bir şeyler üretme peşinde değil. Herkes kolaycılığa kaçıyor. Yapılmak istenen daha fazla tıklanabilmek, dolayısıyla reklam gelirlerini artırmaktır. Bu da internet yayımcılığını hızla televole kültürüne doğru kaydırmaktadır ” (Emre, 2005) Nitekim 2005 yılında kullanılan bu tespit, üzerinden 12 sene geçmesinin ardından kendini ispatlamış durumdadır.

İnternette yapılan yayıncılığın, tüm avantaj ve dezavantajlarına rağmen geleceğin gazeteciliği olacağı artık aşikardır. Gazetelerin bir an önce yeni iletişim ortamına ayak uydurması kaçınılmaz bir gelecek olarak karşımızda durmaktadır. İnternette yayın yapan gazetelerin sıcak haberi saniyesi saniyesine verme çabası, televizyonculuğun dahi önüne geçilmesine olanak sağladı. Tirajların her geçen gün azaldığı önümüzde durmaktadır. Bu durum, gazetelerin artık internet gazeteciliğine yönlenilmesi ile sonuçlanacaktır. Sosyal Medya kullancısı olan her bir bireyin de artık bir gazeteci olduğu ve haberi olay yerinden takipçileri ile paylaştığı gerçeğini gözönüne aldığımızda, gazetecilerin mesleki açıdan iş bulamama tehlikesi ile karşı karşıya kalacağı gerçeğini de düşünmek zorundayız.

Bilgi çağında, geleneksel gazetelerin mevcut yapısıyla okurları tatmin etmesi artık imkansızdır. Daha fazla bilgiye ulaşabilmek için önemli bir değer olan internet karşısında sayfa sayısı ile sınırlı olan gazeteler  kaybetmekle mükelleftir. Ancak, değişen teknoloji, artık mesleki birikimin yanısıra, editör, muhabir, bir yayın yönetmeni gibi karar alma yetisine sahip olunması ve teknik bilgi/donanıma da sahip olunması gerektiği gerçeğini karşımıza çıkarmaktadır.

Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan çarpık gelişme ve Bilişim Yasası'nın olmaması, etik ihlallerin yaşanmasına, dahası profesyonel meslek hayatındaki gazeteci sayısının azalması ile sonuçlanacaktır. Çok yakın bir gelecekte karşımıza çıkacak olan bu sorun için bir an önce önlemler alınması gerekmektedir. 2 seneden uzun bir süredir Meclis Komitesi'nde bekleyen Bilişim Yasası bir an önce hayata geçirilmeli, internet gazetelerini denetleyen aktif yapı oluşturulmalıdır.

Kıbrıs’taki internet gazetelerine bir bakış
Kıbrıs'ta internet yayımcılığı, gün geçtikçe tehlike arz eden bir boyuta gelmiş durumdadır. Çok ucuz fiyatlarla hazırlanan web sayfaları, kirlenmeye müsait olan bilginin çok daha hızlı kirlenmesine yol açmaktadır.
Medya Etik Kurulu'nun 2014 yılındaki Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan 1 Ekim 2014'te yayımladığı basın açıklamasında basılı gazetelerin web sayfalarıyla birlikte toplam 48 internet gazetesinin yayımda olduğunu açıklamıştı. O günden itibaren başka bir araştırma yapılmamasına rağmen, geçtiğimiz 2 yıl içinde, yeni Web sayfalarının da hizmet vermeye başladığını söylemek çok rahatlıkla mümkündür. Resmi verilere göre 48 İnternet Gazetesi üzerinde yapılacak olan araştırmada görülecektir ki, gazetelerin birçoğunun künyesi henüz tamamlanmış halde olmamakla birlikte, bazı gazetelerin künyesinde bulunan bireylerin birçoğunun da gerçekliği tartışılır durumda olacaktır.
Medya Etik Kurulu, 13 Ocak 2014 tarihinde,  internette yayım yapan gazete temsilcilerini toplantıya davet ederek imzalattığı deklarasyonda gazetecilik meslek ilkelerinin, internet haber siteleri için de geçerli olduğunu ve bundan dolayı künyede, “bu haber sitesi, gazetecilik meslek ilkelerine uygun davranır” şeklinde bir ifadeye yer verilmesi gerektiğini kaydetmişti. Deklarasyonda haber sitelerinin, künye ve iletişim bilgilerini yayımlamakla yükümlü olduğu ve haber sitesinin sorumlu müdürünün kim olduğunun açıkça belirtilmesi gerektiği maddesi de eklenmesine rağmen, üzerinden 2 yıldan uzun bir süre geçmesine rağmen henüz imzalanan deklarasyona uymayan birçok haber sitesinin olduğunu görebiliriz.
Öte yandan, ekte gösterilen raporda da belirlendiği gibi, internette yayın yapan 34 internet gazetesinin 18'inde künye bulunmamaktadır. Genel olarak geleneksel gazetecilik yapan gazetelerin künyelerinin internet sayfalarında da bulunduğu gözlemlenirken, sadece internet üzerinden yayın yapan internet gazetelerinin bir çoğunda künye bulunmadığı belirlenmiştir. Künyelerin bulunmamasının sıkıntısı ise kısaca şöyle açıklanabilir. Gazetede çıkan bir haberle ilgili olarak gazeteye ulaşmak isteyen bir okur karşısında muhatap bulamamaktadır.
Medya Etik Kurulu'nun, internetteki gazeteleri kontrol altına almak ve potansiyel bir bilgi kirliliğine izin vermemek adına düzenlediği deklarasyonu künyesi olan birçok gazeteye imzalatmasına rağmen, gazetelerin birçoğunun halen deklarasyona uymadığını görebiliriz. Maddeler içerisinde olan “sırf haberin tıklanması için, içeriği yansıtmayan, çarpıtılmış, sansasyonel haber başlıkları kullanmak doğru değildir” ifadesine rağmen, ülkedeki en büyük sorunlardan bir tanesinin de sansasyonel başlıkların kullanılması olduğu biliniyor.
Özel hayatın korunması ve etik değerler
Özel hayatın deşifre edilmesi, genellikle, politik ya da bireysel olarak tanınmış kişilere karşı yapılan bir uygulamadır. Bahsi geçen kişilerin bulundukları mevkilerine zarar vermek, onları yıpratmak üzerine şekillenen düşüncelerden korunmak ve bireylerin itibarının zedelenmesi, yaşam hakkının tehlike altına alınması, iş ve ekonomik hayatının tehlike altına alınmasını engellemek adına 2014 yılının ortalarında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi'nde Özel Hayatın Korunması Yasası geçerek, yürürlüğe girdi.
“Kişinin kendi hayatında gizli ve bağımsız bir alana sahip olması, onun temel hak ve özgürlüklerinin tamamlayıcı unsurlarından biridir. Özel hayat, kişinin başkası tarafından müdahale edilmeyen, kendisinin rahat ve özgür bırakılma hakkına sahip olduğu umuma açık olmayan özel dünyasına ait bir alandır. Kişinin bu hayat alanı içinde icra ettiği faaliyetlerini kendi rızası olmadan başkalarının gözetlemesi, araştırması ve başkalarına yaymaya çalışması kişilik haklarına saldırı niteliği taşımaktadır” (Kabaoğlu, 1994: 163;  Kahraman, 2008: 110).
Kişilik haklarının ihlalinde en çok rastlanan ihlaller; kişilik hakkının temelini oluşturan isim ve resim hakkı, şeref ve haysiyet, ticari ve mesleki değerlerinin yanı sıra kişilik haklarının manevi boyutunu oluşturan ruhsal kişiliğe yönelik olarak internet medyasında yapılan ihlallerdir. Geleneksel kitle iletişim araçlarında bu ihlalleri önlemek için belli başlı yöntemler bulunmasına rağmen, İnternet medyasında mağdur olan kişi için yapacak herhangi bir şey bulunmamaktadır. İnternet yayıncılığının bir diğer kanayan yarası, özel hayatın gizliliğine ilişkin yapılan ihlallerdir. Geleneksel kitle iletişim araçlarında nispeten daha fazla özen gösterilen özel hayatın gizliliği prensibi, internet medyasında hiçe sayılmaktadır. Bunu durduracak herhangi bir yasanın bulunmaması da, sorunların önüne geçememek ile sonuçlanmaktadır.
Avrupa Birliği kurulları özel hayatı, "zorunlu olarak bireyin kendi hayatını en az müdahale ile yaşamasını içerir: özel, aile ve ev hayatı, fiziksel ve moral bütünlüğü, onuru ve şöhreti, aldatılma durumunda olmaktan sakınmak, ilgisiz ve utandırıcı gerçeklerin açıklanmaması, özel fotoğrafların izinsiz yayınlanmaması, güvenilerek verilen veya alınan enformasyonun açıklanmasının engellenmesi" (Üzelturk, 2004: 168) biçiminde tanımlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nde bir muhalefet parti genel başkanının, kendisine ait gizli video görüntülerinin İnternet’te yayınlanması sonucunda istifa etmek zorunda kalması halen hafızalarımızda kazılıdır. “Nitekim 2011 Türkiye Genel Seçimleri öncesinde bir partinin üst yöneticilerinin bir kısmı, seks skandallarına karıştıklarına dair görüntülerinin İnternet’te yayınlanmış olması, bazı medya organlarında “…. seks baronları resmen milletvekili adayları” biçiminde verilmiştir. Bu gelişmeler sonucu, bazı çevrelerce söz konusu partinin önemli sayılacak oy kaybına uğradığı, bir görüş olarak sunulmuştur.” (Varol, A, 2011:  9–10)
2013 yılı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden bir örnek vermek gerekirse, 2009'da o dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dönemin KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca ve dönemin Maliye Müsteşarı Zeren Mungan arasında geçen konuşmaların ses kaydının alınarak internet ortamına düşmesi, ülke içinde ciddi tartışma ve çalkantılara yol açmış ve hemen arkasına gelen seçim sürecinde Talat'ın da Cumhurbaşkanı olmadan önce üyesi olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin gözle görülür oranda oy kaybına uğradığı, geniş çevrelerce tartışılıp, görüş olarak sunulmuştur. Daha sonra Mehmet Ali Talat konuyla ilgili dava dosyalamış ancak dava henüz sonuçlanamamıştır.
İnternet Gazeteciliği ile Sosyal Medya gereçleri Dünyanın her yerinde iç içe geçmiş bir durumdadır. Ayrıca, İnternet Gazeteleri, yapılan haberlerin dağıtımı için Sosyal Medya gereçlerini sık sık kullanır duruma geldi. Bireylerin Sosyal Medya gereçlerini kullanma oranına bakıldığı zaman, Facebook, Twitter, Instagram gibi Sosyal Medya gereçleri, son zamanlarda sadece iletişimin sağlandığı noktalardan uzaklaşarak, aynı zamanda ülkede yaşanan son gelişmelerin de aktarıldığı yerler listesinde ilk sıralara ulaştı. Bireylerin, etraflarında gördükleri olayları Sosyal Medya araçları ile listesinde olan kişilere aktarmaya başlaması, haberciliğin de sadece gazeteciler tarafından değil, her birey tarafından yapılması ile sonuçlanmaya başladı.
Bir diğer açıdan dikkat edilmesi gerekir ki, Sosyal Medya araçları, bireylerim mahremiyet sınırlarını kaldıran, bireyler ile ilgili kişisel içeriklerin oluşturulduğu ve paylaşıldığı bir alan olduğundan kaynaklı olarak, Özel yaşama müdahale edilebilmesi her zaman yüksek potansiyele sahip olacaktır. Bu müdahaleler birçok etik dışı davranışın da çıkış noktası olmaktadır.

Sosyal Medya'da yer alan etik dışı davranışlar incelendiğinde başlıca etik dışı davranışların şunlar olduğu görülmektedir.

“• Kişisel verileri izinsiz kopyalamak ve dağıtmak.
• Kişisel verilerde tahrifat yapmak.
• Ticari firmaların sırlarını ifşa etmek.
• Sahte içerik hazırlayarak kullanıcıları yanıltmak.
• Reklam ve sponsorluk almak için manipüle edici içerik yayımlamak.
• Telif haklarının göz ardı edilmesi.
• Genel ahlaka aykırı içerik oluşturmak ve yaymak.
• Firmalara zarar vermek için firmanın sahte blogunu oluşturmak.
• Kaynak göstermeden içerik kullanmak.
• Kişilerin gerçek kimliklerini gizleyerek sahte profiller oluşturmaları.
• Kurumların tüketicilerini yanıltmak için ücret ödeyerek yanlı içerik hazırlatmaları.” (Mavnacıoğlu, K, 2009: 64-65)

Cevat Fehmi Başkut, (1967) Gazetecilik Dersleri adlı kitabında geleceğin gazetecilerine verdiği tavsiyelerin birinde şunları kaydetmişti: “Kamu menfaatinin gerektirdiği durumlar dışında, basının bir kişinin özel hayatına girmeye hakkı yoktur.”

Daha 1967 yılında, Cevat Fehmi Başkut, geleceğin gazetecilerine verdiği tavsiyelerde 'kamu menfaatinin gerektirdiği durumlar dışında' diye ekleyerek, kimsenin özel hayatına girilme hakkı olmadığını ifade etmesi ile birlikte, bugün dijital ortamlarda, en basitinden cep telefonları ile ünlü veya sıradan insanlara ait herhangi bir görüntünün yayıldığına tanık olabilirsiniz. Bu görüntülerin, o görüntülerde yer alan kişinin izni olmadan yayınlanması ise, bireyin kişilik haklarına ihlal ve hatta ciddi yaptırımları olan suçları dahi gündeme getirebilmektedir.

KKTC sınırları içerisinde tanımı henüz yapılmamasına rağmen, neyin ‘özel hayat’ kapsamında olup neyin olmadığını tespit edecek basın mensupları için Mahkeme’nin 7.2.2012 tarihli, app. no. 40660/08 and 6064/08 sayılı “Case of Von Hannover v. Germany” kararının 110. Paragrafı'nda, kamuya mal olmuş bir politikacının veya kamusal figürün özel hayatıyla, sıradan bir yurttaşın özel hayatı arasında ayırım yapıldığını ve böyle bir ayrımın yapılması gerekliliği üzerinde duruldu. Politik veya bireysel olarak tanınmış kişilerin özlük haklarının korunması ile ilgili bir düzenleme yapılmış olmasına rağmen, yukarıda da belirtildiği üzere, sıradan vatandaşların haklarının korunması ile ilgili bir yasanın tartışılmadığı görülmektedir. Kıbrıs'ta bulunan İnternet Gazeteleri'nin de neredeyse her gün ülke içinde yaşayan vatandaşların Sosyal Medya hesaplarından yaptığı açıklamaları yayımladıklarına rastlamak mümkündür.
Özel Hayatın Gizliliği Yasası'nın KKTC'de yürürlüğe gireceği dönemdeki tartışma sürecinde, Cumhuriyetçi Türk Partisi – Birleşik Güçler Lefkoşa Milletvekili ve Özel Hayatın Gizliliği Yasa Tasarısı Komitesi'nde bulunan Tufan Erhürman, kendisine yöneltilen eleştirilere yönelik yine bir İnternet Gazetesi Kıbrıs Postası'nda Meryem Ekinci'nin haberinde şunları kaydetmişti:
“Böyle bir yaklaşım, neyin ‘özel hayat’ kapsamında olup neyin olmadığını tespit edecek basın mensupları için ilk bakışta bir tehdit gibi algılansa da, aslında konuyla ilgili diğer kararlara bakıldığında, tam tersine, bir tehdit değil, bir tür korumadır. Mahkeme’nin 7.2.2012 tarihli, app. no. 40660/08 and 6064/08 sayılı “Case of Von Hannover v. Germany” kararının 110. Paragrafında ise, kamuya mal olmuş bir politikacının veya kamusal figürün özel hayatıyla, sıradan bir yurttaşın özel hayatı arasında ayrım yapılıyor ve böyle bir ayrımın yapılması da gerekir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, KKTC iç hukukunun bir parçasıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 4.12.2003 tarihli, app. no. 3927/98 sayılı ‘Case of M.C. v. Bulgaria’ kararının 150’nci paragrafına göre, ‘Positive obligations on the state are inherent in the right to effective respect for private life under article 8; these obligations may involve the adoption of measures even in the sphere of the relations of individuals between themselves” yani; Sözleşme’nin 8’inci maddesi Devlete, yalnızca ‘özel hayatın gizliliği’ni ve ‘haberleşmenin gizliliği’ni ihlal etmeme şeklinde bir negatif yükümlülük değil, aynı zamanda, özel kişilerin birbirinin ‘özel hayatının gizliliği’ni ve ‘haberleşmesinin gizliliği’ni önlemek için önlemler almak gibi bir yükümlülük de yüklemektedir.” ” (Ekinci, 2014)

2014 yılının Aralık ayında Cumhuriyetçi Türk Partisi - Birleşik Güçler milletvekili Doğuş Derya'nın Meclis Kürsüsü'nden yaptığı 1974'te Rum kadınların da tecavüze uğradığı ve Ortodoks Kilisesi'nin o dönemde kürtajı serbest bırakması ile ilgili konuşmasının ardından gerek Sivil Toplum Örgütleri, gerekse de Sosyal Medya'da vatandaşlar tarafından Derya'yı destekleyen ve eleştiren açıklamalarda bulunuldu. Özellikle Sosyal Medya'da Derya'ya karşı kullanılan nefret söylemi ve cinsiyetçi küfürler ise öne çıktı. İnternet Gazeteleri'nin, bireylerin Sosyal Medya'da yazdıkları küfür ve nefret söylemlerini kendi web sayfalarında kullanmaları ise tartışmaları çok farklı bir boyuta getirdi. Bireylerin, kişisel Sosyal Medya hesaplarında yaptıkları açıklamalar, bahsi geçen bireyleri takip eden kişiler tarafından görülebilen bir olgu olması gerekirken, Gazetelerin, o bireylerin yazdığı iletileri alıp web sayfalarına taşıması, bireylerin özel hayatlarını açıkça ihlal ettiğinin bir göstergesi olarak önümüzde durmaktadır.
Öte yandan  milletvekili Doğuş Derya, kendisine edilen küfürlerle ilgili olarak Hataylılar Derneği Başkanı Bertan Zaroğlu'na Sosyal Medya'da yazdığı yorumlardan ötürü "ağır hakaret" davası açtı. Doğuş Derya konuyla ilgili yaptığı açıklamada, davanın Bilişim Yasası olmamasından kaynaklanarak Haberleşme Yasası'na dayandırıldığını ancak Haberleşme Yasası'nın şu an için Sosyal Medya'yı kapsamadığını, dolayısıyla davanın şu an için ne şekilde sonuçlanacağının bilinmediğini söyledi. Derya devamla, "davanın lehine sonuçlanması durumunda, bunun emsal teşkil edeceğini ve bundan sonra açılacak davaların bahsi geçen hakaret davasına dayandırılarak ilerleyebileceğini kaydetti.
Bir başka örnek, 2015'in Ocak ayının başında yaşandı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Cumhuriyet Meclisi milletvekili Fazilet Özdenefe'nin kişisel Sosyal Medya hesabından, ülkenin tanınan sanatçılarından Arda Gündüz ile öpüşmesi üzerine, kendi ifadesiyle “hacklanarak” paylaşılan fotoğrafını, Volkan Gazetesi, şu şekilde yorumladı:
“CTP Milletvekili Fazilet Özdenefe, yayınladığı fotoğraflarla sosyal medyayı sarsmaya devam ediyor. CTP Milletvekili Özdenefe, BM denetimindeki ara bölgede sivil toplum örgütleri temsilcileriyle 23 Mayıs 2014 günü yapılan görüşmede, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'la çektiği selfie (özçekim) fotoğrafını Sosyal Medya'da paylaşmış ve büyük beğeni toplamıştı. Özdenefe'nin ses sanatçısı Arda Gündüz ile öpüşme sahnesini geçtiğimiz gün kendi Facebook'un yayınlaması da sosyal medyayı sarsarken, Özdenefe yine büyük takdir topladı ve izleme rekoru kırdı. Kamuoyu, Özdenefe'nin önümüzdeki günlerde hangi fotoğraflarını sosyal Medya'da paylaşacağını büyük bir merakla beklemeye başladı.”
Aynı olayın, Sosyal Medya'da da çok fazla tartışılması, vekil Özdenefe'nin özlük hakları olan Özel Hayatının korunması noktasında ihlallere yol açmıştır. Milletvekili olan bir bireyin, kişisel Sosyal Medya hesabının ele geçirilerek yayımlandığı bu fotoğrafın ardından, sıkıntılar yaşadığı aşikardır. Hele ki, bireyin daha önceden evli olduğu ve çocuğunun da olduğu göz önüne alınırsa, vekilin sosyal yaşantısında ciddi sorunlarla karşılaştığını söylemek sorun çıkarmayacaktır.
Aralık ayının başında Kıbrıs Gerçek adlı internette yayın yapan bir site, Havadis Gazetesi'nden Devrim Demir'e ait bir haberi alarak kendi sayfasında yayımladı. Afrika uyruklu bir gencin karıştığı kavga ile ilgili yayımlanan haberde, "zenci" ifadesi kullanılması tartışmalara yol açtı. Haberin içinde Havadis muhabiri Devrim Demir'in imzasının da bulunmasına rağmen, haberin başlığında "zenci" ifadesi kullanılması, hem ırkçılık yapılması açısından hem de olası bir suç duyurusunda Devrim Demir'in de başının belaya girmesi açısından sorun teşkil etmektedir. Konuyla ilgili bahsi geçen internet sitesinin, künyede ismi yazmasa da sahibi Çağlar Yüksel'le iletişime geçilmiş ve haberin başlığının ırkçı bir başlık olduğu ve değiştirilmesi yönünde uyarılarda bulunulmuştur. Ancak Çağlar Yüksel, yapılan uyarılara kulak asmayarak yayınlarına devam etmiştir. Devam eden süreçte Medya Etik Kurulu konuyla ilgili bilgilendirilmiş ve Kurul'un Kıbrıs Gerçek'e uyarı yapması talep edilmiştir. 26 Aralık itibariyle henüz bir uyarı yayınlanmamasına rağmen, ilerleyen günlerde uyarıcı bir mektubun yayınlanması beklenmektedir. Öte yandan Medya Etik Kurulu'nun yaptırım gücü olmaması, gazetelerin verilen uyarıları ciddiye almamasına neden olmaktadır. Konuyla ilgili Çağlar Yüksel'le yapılan görüşmede de, Yüksel, Medya Etik Kurulu'nun bir yaptırım gücü olmadığı, Bilişim Yasası'nın olmamasından dolayı internet üzerinden istediği yayını yapma hakkına sahip olduğunu, dahası ülkenin korsan olmasından ötürü, yaptıklarına kimsenin karışamayacağını da bildirmiştir.
Özetlemek gerekirse, internet yayıncılığı üzerinden tespit edilen etik ihlallerin önüne geçilememektedir. Gazetelere uyarı yapmaktan öte hiçbir yaptırım gücü bulunmaya Medya Etik Kurulu da bu noktada başarısız kalmaktadır.
Kıbrıs Postası'ndan Filiz Seyis'in 24 Mart 2016 tarihinde yayımlanan "Bilişim Suçları Yasası'nın rafta kalışı, çocuk istismarına ivedi müdahalenin önüne engel!" başlıklı haberinde ise Bilgi Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Kadri Bürüncük, internet üzerinden bireyleri uyuşturucu ticaretine zorlayan ve cinsel istismara maruz bırakan şebekeye karşı hükümetin elinin bağlı olduğunu ifade etti. Bürüncük bunun nedenini, Bilişim Yasası'nın yasallaşamamasına bağlayarak “Sadece çocuk istismarı ile ilgili konularda, uluslararası mevzuatlar gereği ivedi olarak müdahale edebilirdik. Akabinde mahkeme süreci başlayabilirdi. Ancak şu an bu mümkün değil” ifadelerini de kullandı.

Şu nokta gözden kaçırılmamalıdır; birey, kişisel Sosyal Medya hesabından yayımladığı bir iletide, kendi kurduğu kişisel çevresi için bir açıklama yapmaktadır. Ve bu iletinin kendi rızası dışında başka platformlarda yayımlanması, özel hayatının deşifre ve ihlal edilmesi ile sonuçlanmaktadır. Bugün hala, Kıbrıs'ın Kuzeyinde, İnternet Gazeteciliği etiği oluşturulması üzerine bir çaba görülmemektedir. Bireylerin, kişisel Sosyal Medya hesaplarından yayımladıkları herhangi bir ileti, editöryal müdahalenin ardından hızlı bir şekilde İnternet ortamlarında yer almaya devam ediyor. Bu noktada, çevrimiçi (online) ifade özgürlüğü ve internet kullanıcılarının özel yaşamlarının gizliliği hakkını korunması noktasında ise neyin özel hayat, neyin kamusal yaşam, ya da kimin özel hayat hakkı daha fazladır gibi sorular ise gün yüzüne çıkmaktadır. Bir politikacının kişisel Facebook hesabından yayımladığı bir ileti ile sıradan bir vatandaşın yayımladığı ileti arasında ayırım yapmak mümkün müdür?

Kaynakça:
·                    Cooper, Thomas W. (1998). “New Technology Effects Inventory: Forty Leading Ethical Issues.” Journal of Mass Media Ethics 13(2): s. 71–92.
·                    Deuze, M. ve Daphna Y. (2001). “Online Journalists Face New Ethical Dilemmas: Lessons From The Netherlands.” Journal: Journal of Mass Media Ethics16(4). s. 273–292.
·                    Doç. Dr. H. ÇAKIR, 2007 - Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı : 22 Yıl : 2007/1. s.123-149
·                    KAHRAMAN, Abdullah (2008). İslam Hukuk ve Ahlak İlkeleri Işığında Özel hayatın Gizliliği (Mahremiyet). Ankara: Ebabil Yayınları
·                    EKİNCİ, Meryem (2014). Özel Hayata Dokunan Yandı http://www.kibrispostasi.com/print.php?news=128430 (Erişim: 10 Aralık 2016)
·                    ÜZELTURK, Sultan, (2004). 1982 Anayasası Ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine Göre özel Hayatın Gizliliği Hakkı, Bela, İstanbul
·                    KAHRAMAN, Abdullah (2008). İslam Hukuk ve Ahlak İlkeleri Işığında Özel hayatın Gizliliği (Mahremiyet). Ankara: Ebabil Yayınları
·                    VAROL, Asaf (2011). “İnternet Yayıncılığında Etiksel Sorunlar”, II. Medya ve Etik Sempozyumu, Fırat Üniversitesi, 13-15 Ekim 2011, Bildiri CD’si, Elazığ
·                    MAVNACIOĞLU, Korhan (2009). İnternette kullanıcıların oluşturduğu ve dağıttığı içeriklerin etik açıdan incelenmesi: Sosyal medya örnekleri. Medya ve Etik Sempozyumu; Fırat Üniversitesi, İletişim Fakültesi

Comments

Popular posts from this blog

UBP'de kafa karışıklığı çok büyük

"Vatan sevdasını, vatan aşkını öğrendim"

Neden sendika?