KKTC'de internet gazeteciliği ve etik sorunlar
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yayım yapan İnternet
Gazeteleri, ülkede Bilişim Yasası bulunmamasından kaynaklı olarak gazete
sınıfında sayılmamaktadır. Bilişim Çağı'nda, KKTC'de bir yasanın halen geçmemiş
olması, ülke gazeteciliğini olumsuz şekilde etkilemektedir.
Kısaca sorunları şöyle belirleyebiliriz:
1- Haberin doğruluğu kanıtlanmadan yayın yapılmasının
önüne geçilememektedir.
2- Herhangi bir gazetenin haberleri, kaynak gösterilmeden
yayınlanmakta, bununla ilgili yasal işlem başlatılamamaktadır.
3- Medya Etik Kurulu tarafından 2014 yılında yayınlanan
rapor, 48 İnternet Gazetesi'nin ülkede yayın yaptığını tespit etmiştir. Bu sayı
geçtiğimiz iki yılda daha da artmıştır. Bu gazetelerin neredeyse yarısının
künyesi bulunmamaktadır / künyeye sahip olan gazetelerin bazılarında ise tüzel
kişilikler bulunmamaktadır. Haberleri kimin hazırladığı, ne koşullarda servis
edildiği bilinmemektedir.
4- İnternet Gazetelerini aktif olarak denetleyen bir
kurum olmaması.
5- Bireyler hakkında kolaylıkla kötü propaganda
yapılabilmekte ve bununla ilgili yasal işlem yapılamamaktadır.
6- Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü ihlal eden
yayınlar yapılabilmekte ve bunun önüne geçilememektedir.
Thomas W. Cooper (1998: 72–87) her yeni teknolojinin
topluma sunulması ve kullanılmasının bir dizi etik sorunu beraberinde
getirmesinin kaçınılmaz olduğunu ve bunların dikkatle incelenmesi gerektiğini
belirtmiştir. Yazara göre yeni iletişim teknolojilerinin gazetecilik etiği
açısından yaratabileceği sorunlar ise daha özel olarak ele alınmalıdır çünkü bu
teknolojiler daha önceki teknolojilerden çok daha hızlı bir şekilde
yaygınlaşmakta bazı ülkelere ise ilk defa girmektedir. Cooper yeni iletişim
teknolojilerinin ve/veya bunlar aracılığıyla mümkün hale gelen uygulamaların
sorunların anlaşılabilmesi için bunların şirketlerle, bireylerle ve toplumlarla
ilişkisinin de anlaşılmasının önemli olduğunu belirtmiştir. Mark Deuze ve
Daphna Yeshua (2001: 276–278) ise Cooper’dan hareketle gazetecilerin yeni
iletişim teknolojileri dolayımıyla karşı karşıya kaldıkları 7 ayrı problem
belirlemiştir. Buna göre ticari baskılar, bağlantı(link) kullanımı,
doğruluk/güvenilirlik, kaynaklar, mahremiyet, düzenleme ve haber toplama
yöntemleri yeni iletişim teknolojileriyle gazetecilik alanında ortaya çıkan/çıkabilecek
sorunlardır ve yazarlara göre bunların kesin ve tek çözümlerini bulmak mümkün
değildir.
Kuzey Kıbrıs'ta internet yayıncılığında ihlal edilen en
önemli etik kuralın başında haber kaynağı ya da haberi hazırlayan kişinin
haberde aktarılmamasıdır. Evrensel etik kuralı olarak haber kaynağının
belirtilmesi ve haber kaynağının objektifliği ne yazık ki ihlal edilmektedir.
Haberin gerçek olgulara dayandırılmadan yapılması ise çok önemli bir sorun
olarak beklemeye devam ediyor. Örnek vermek gerekirse, Kıbrıs Net Haber adlı
bir internet sayfasının 15 Mart 2016 tarihinde yaptığı bir habere göre İngiliz
İstihbaratı'nın KKTC yetkililerini patlayıcı içeren araçlarla ilgili uyarısı
haberine, İçişleri Bakanlığı'ndan yalanlama da gelmiş ancak Yasa olmadığından
dolayı konuyla ilgili hiçbir müdahale yapılamamıştır. Haber, yalanlandığı ana
kadar bir çok sosyal medya kullanıcısı tarafından paylaşılmış ve halkta paniğe
de sebep olmuştu.
Kuzey Kıbrıs gazeteciliğinin bir diğer önemli sorun ise,
manşetten verilen birçok başlığın merak uyandırmak amacıyla belirsizlik
içermesidir. Geleneksel gazetecilikte başlık okunduğu zaman makale ile ilgili
genel bir fikir sahibi olunabiliyorken, internet yayıncılığında son yıllarda
moda haline gelen bir uygulama ile merak uyandırma yarışı yaşanmaktadır.
Okuyucuyu sayfaya çekebilmek adına atılan başlıklar, okuyucunun sayfaya girmesi
ile hayal kırıklığı ile sonuçlanmaktadır.
İnternet gazeteciliğinde yaşanan bir diğer önemli sorun
ise dilin özensiz kullanılmasıdır. İnternet gazetelerinin bir çoğu, haber
yarışı dolayısıyla yazı ve haberleri yeterince incelemeden yayına
alabilmektedir. Bu da, yazım dilinde birçok hatanın yaşanmasına sebep
olmaktadır.
Haberin niteliğini de değiştirmeye başlayan internet,
gazetecinin tanımını da değiştirmek zorundadır. Geçmişte mesleki birikimin
yanısıra, editör, muhabir, bir yayın yönetmeni gibi karar alma yetisine sahip
olunması ve teknik bilgi / donanıma da sahip olunması gerekmektedir. Kuzey
Kıbrıs'ta yaşanan çarpık gelişme, piyasadaki gazeteci sayısının azalması ile
sonuçlanacaktır. Bir kişinin birden fazla kişinin görevini yerine getirebilmesi
sorunu, bir çok gazetecinin işinden olmasına sebep olacaktır. “Haberlerde yepyeni bir “sürat faktörü”
devreye girdi. Eskiden “haber atlatma” olarak tanımlanan kavram, gelen haberi
çabuk yorumlayanlar, bir an önce internet ortamına hazır hale getirebilenler
lehine çalışmaya başladı. Haberin özünü minimum detayla ilk veren, en çok
tercih edilen basın organı olma yolunda önemli adımlar attı (Çakır; 2007,
143)”.
Her gün yüzlerce sanal gazetenin kamusal alana haber
pompaladığı Amerika'da, internet ortamında dolaşan enformasyonun sadece yüzde
10'u güvenilir kabul edilmektedir. Saygın gazetecilik eğitim kuruluşu Poynter
Enstitüsü'nden Nora Paul bu güvensizliğin nedenini şöyle açıklıyor: “Net
haberciliğinde her şey çok büyük bir hızla ve denetimden geçmeden okura
sunuluyor; bu durumda okura karşılaştığı binlerce bilginin gerçekliğini
ispatlamak ya da haber değerini ölçmek gibi bir sorumluluk yükleniyor.
Gazetecinin işlevini okur üstleniyor ki, bence net'teki en büyük problem de bu
(...) Hiçbir haberi yerinde takip edecek muhabirleri de bulunmamaktadır.
Birçoğu birkaç editörle hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Dolayısıyla yapılan
iş, derlemeden öteye gitmiyor. Kimse alternatif bir şeyler üretme peşinde
değil. Herkes kolaycılığa kaçıyor. Yapılmak istenen daha fazla tıklanabilmek,
dolayısıyla reklam gelirlerini artırmaktır. Bu da internet yayımcılığını hızla
televole kültürüne doğru kaydırmaktadır ” (Emre, 2005) Nitekim 2005 yılında kullanılan
bu tespit, üzerinden 12 sene geçmesinin ardından kendini ispatlamış durumdadır.
İnternette yapılan yayıncılığın, tüm avantaj ve
dezavantajlarına rağmen geleceğin gazeteciliği olacağı artık aşikardır.
Gazetelerin bir an önce yeni iletişim ortamına ayak uydurması kaçınılmaz bir
gelecek olarak karşımızda durmaktadır. İnternette yayın yapan gazetelerin sıcak
haberi saniyesi saniyesine verme çabası, televizyonculuğun dahi önüne
geçilmesine olanak sağladı. Tirajların her geçen gün azaldığı önümüzde
durmaktadır. Bu durum, gazetelerin artık internet gazeteciliğine yönlenilmesi
ile sonuçlanacaktır. Sosyal Medya kullancısı olan her bir bireyin de artık bir
gazeteci olduğu ve haberi olay yerinden takipçileri ile paylaştığı gerçeğini
gözönüne aldığımızda, gazetecilerin mesleki açıdan iş bulamama tehlikesi ile
karşı karşıya kalacağı gerçeğini de düşünmek zorundayız.
Bilgi
çağında, geleneksel gazetelerin mevcut yapısıyla okurları
tatmin etmesi artık imkansızdır. Daha fazla bilgiye ulaşabilmek için önemli bir
değer olan internet karşısında sayfa sayısı ile sınırlı olan gazeteler kaybetmekle mükelleftir. Ancak, değişen
teknoloji, artık mesleki birikimin yanısıra, editör, muhabir, bir yayın
yönetmeni gibi karar alma yetisine sahip olunması ve teknik bilgi/donanıma da
sahip olunması gerektiği gerçeğini karşımıza çıkarmaktadır.
Kuzey Kıbrıs'ta yaşanan çarpık gelişme ve Bilişim
Yasası'nın olmaması, etik ihlallerin yaşanmasına, dahası profesyonel meslek
hayatındaki gazeteci sayısının azalması ile sonuçlanacaktır. Çok yakın bir
gelecekte karşımıza çıkacak olan bu sorun için bir an önce önlemler alınması
gerekmektedir. 2 seneden uzun bir süredir Meclis Komitesi'nde bekleyen Bilişim
Yasası bir an önce hayata geçirilmeli, internet gazetelerini denetleyen aktif
yapı oluşturulmalıdır.
Kıbrıs’taki internet gazetelerine bir bakış
Kıbrıs'ta internet yayımcılığı, gün geçtikçe
tehlike arz eden bir boyuta gelmiş durumdadır. Çok ucuz fiyatlarla hazırlanan web
sayfaları, kirlenmeye müsait olan bilginin çok daha hızlı kirlenmesine yol
açmaktadır.
Medya Etik Kurulu'nun 2014 yılındaki Başkanı
Prof. Dr. Süleyman İrvan 1 Ekim 2014'te yayımladığı basın açıklamasında basılı
gazetelerin web sayfalarıyla birlikte toplam 48 internet gazetesinin yayımda
olduğunu açıklamıştı. O günden itibaren başka bir araştırma yapılmamasına
rağmen, geçtiğimiz 2 yıl içinde, yeni Web sayfalarının da hizmet vermeye
başladığını söylemek çok rahatlıkla mümkündür. Resmi verilere göre 48 İnternet
Gazetesi üzerinde yapılacak olan araştırmada görülecektir ki, gazetelerin
birçoğunun künyesi henüz tamamlanmış halde olmamakla birlikte, bazı gazetelerin
künyesinde bulunan bireylerin birçoğunun da gerçekliği tartışılır durumda
olacaktır.
Medya Etik Kurulu, 13 Ocak 2014
tarihinde, internette yayım yapan gazete
temsilcilerini toplantıya davet ederek imzalattığı deklarasyonda gazetecilik meslek ilkelerinin, internet
haber siteleri için de geçerli olduğunu ve bundan dolayı künyede, “bu haber
sitesi, gazetecilik meslek ilkelerine uygun davranır” şeklinde bir ifadeye yer
verilmesi gerektiğini kaydetmişti. Deklarasyonda haber sitelerinin, künye ve
iletişim bilgilerini yayımlamakla yükümlü olduğu ve haber sitesinin sorumlu
müdürünün kim olduğunun açıkça belirtilmesi gerektiği maddesi de eklenmesine
rağmen, üzerinden 2 yıldan uzun bir süre geçmesine rağmen henüz imzalanan
deklarasyona uymayan birçok haber sitesinin olduğunu görebiliriz.
Öte yandan, ekte gösterilen raporda da belirlendiği gibi,
internette yayın yapan 34 internet gazetesinin 18'inde künye bulunmamaktadır.
Genel olarak geleneksel gazetecilik yapan gazetelerin künyelerinin internet
sayfalarında da bulunduğu gözlemlenirken, sadece internet üzerinden yayın yapan
internet gazetelerinin bir çoğunda künye bulunmadığı belirlenmiştir. Künyelerin
bulunmamasının sıkıntısı ise kısaca şöyle açıklanabilir. Gazetede çıkan bir
haberle ilgili olarak gazeteye ulaşmak isteyen bir okur karşısında muhatap
bulamamaktadır.
Medya Etik Kurulu'nun, internetteki gazeteleri kontrol
altına almak ve potansiyel bir bilgi kirliliğine izin vermemek adına
düzenlediği deklarasyonu künyesi olan birçok gazeteye imzalatmasına rağmen,
gazetelerin birçoğunun halen deklarasyona uymadığını görebiliriz. Maddeler
içerisinde olan “sırf haberin tıklanması için,
içeriği yansıtmayan, çarpıtılmış, sansasyonel haber başlıkları kullanmak doğru
değildir” ifadesine rağmen, ülkedeki en büyük sorunlardan bir tanesinin de
sansasyonel başlıkların kullanılması olduğu biliniyor.
Özel hayatın korunması ve etik değerler
Özel hayatın deşifre edilmesi, genellikle,
politik ya da bireysel olarak tanınmış kişilere karşı yapılan bir uygulamadır.
Bahsi geçen kişilerin bulundukları mevkilerine zarar vermek, onları yıpratmak
üzerine şekillenen düşüncelerden korunmak ve bireylerin itibarının zedelenmesi,
yaşam hakkının tehlike altına alınması, iş ve ekonomik hayatının tehlike altına
alınmasını engellemek adına 2014 yılının ortalarında Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi'nde Özel Hayatın Korunması Yasası geçerek,
yürürlüğe girdi.
“Kişinin kendi hayatında gizli ve bağımsız
bir alana sahip olması, onun temel hak ve özgürlüklerinin tamamlayıcı
unsurlarından biridir. Özel hayat, kişinin başkası tarafından müdahale
edilmeyen, kendisinin rahat ve özgür bırakılma hakkına sahip olduğu umuma açık
olmayan özel dünyasına ait bir alandır. Kişinin bu hayat alanı içinde icra
ettiği faaliyetlerini kendi rızası olmadan başkalarının gözetlemesi, araştırması
ve başkalarına yaymaya çalışması kişilik haklarına saldırı niteliği
taşımaktadır” (Kabaoğlu, 1994: 163;
Kahraman, 2008: 110).
Kişilik haklarının ihlalinde en çok rastlanan
ihlaller; kişilik hakkının temelini oluşturan isim ve resim hakkı, şeref ve haysiyet,
ticari ve mesleki değerlerinin yanı sıra kişilik haklarının manevi boyutunu
oluşturan ruhsal kişiliğe yönelik olarak internet medyasında yapılan
ihlallerdir. Geleneksel kitle iletişim araçlarında bu ihlalleri önlemek için
belli başlı yöntemler bulunmasına rağmen, İnternet medyasında mağdur olan kişi
için yapacak herhangi bir şey bulunmamaktadır. İnternet yayıncılığının bir
diğer kanayan yarası, özel hayatın gizliliğine ilişkin yapılan ihlallerdir.
Geleneksel kitle iletişim araçlarında nispeten daha fazla özen gösterilen özel
hayatın gizliliği prensibi, internet medyasında hiçe sayılmaktadır. Bunu
durduracak herhangi bir yasanın bulunmaması da, sorunların önüne geçememek ile
sonuçlanmaktadır.
Avrupa Birliği kurulları özel hayatı,
"zorunlu olarak bireyin kendi hayatını en az müdahale ile yaşamasını
içerir: özel, aile ve ev hayatı, fiziksel ve moral bütünlüğü, onuru ve şöhreti,
aldatılma durumunda olmaktan sakınmak, ilgisiz ve utandırıcı gerçeklerin
açıklanmaması, özel fotoğrafların izinsiz yayınlanmaması, güvenilerek verilen
veya alınan enformasyonun açıklanmasının engellenmesi" (Üzelturk, 2004: 168) biçiminde tanımlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'nde bir muhalefet parti
genel başkanının, kendisine ait gizli video görüntülerinin İnternet’te
yayınlanması sonucunda istifa etmek zorunda kalması halen hafızalarımızda
kazılıdır. “Nitekim 2011 Türkiye Genel Seçimleri öncesinde bir partinin üst
yöneticilerinin bir kısmı, seks skandallarına karıştıklarına dair
görüntülerinin İnternet’te yayınlanmış olması, bazı medya organlarında “…. seks
baronları resmen milletvekili adayları” biçiminde verilmiştir. Bu gelişmeler
sonucu, bazı çevrelerce söz konusu partinin önemli sayılacak oy kaybına
uğradığı, bir görüş olarak sunulmuştur.” (Varol, A, 2011: 9–10)
2013 yılı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden
bir örnek vermek gerekirse, 2009'da o dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, dönemin KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca ve dönemin Maliye
Müsteşarı Zeren Mungan arasında geçen konuşmaların ses kaydının alınarak
internet ortamına düşmesi, ülke içinde ciddi tartışma ve çalkantılara yol açmış
ve hemen arkasına gelen seçim sürecinde Talat'ın da Cumhurbaşkanı olmadan önce
üyesi olduğu Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin gözle görülür oranda oy kaybına
uğradığı, geniş çevrelerce tartışılıp, görüş olarak sunulmuştur. Daha sonra
Mehmet Ali Talat konuyla ilgili dava dosyalamış ancak dava henüz
sonuçlanamamıştır.
İnternet Gazeteciliği ile Sosyal Medya
gereçleri Dünyanın her yerinde iç içe geçmiş bir durumdadır. Ayrıca, İnternet
Gazeteleri, yapılan haberlerin dağıtımı için Sosyal Medya gereçlerini sık sık
kullanır duruma geldi. Bireylerin Sosyal Medya gereçlerini kullanma oranına
bakıldığı zaman, Facebook, Twitter,
Instagram gibi Sosyal Medya gereçleri, son zamanlarda sadece iletişimin
sağlandığı noktalardan uzaklaşarak, aynı zamanda ülkede yaşanan son
gelişmelerin de aktarıldığı yerler listesinde ilk sıralara ulaştı. Bireylerin,
etraflarında gördükleri olayları Sosyal Medya araçları ile listesinde olan
kişilere aktarmaya başlaması, haberciliğin de sadece gazeteciler tarafından
değil, her birey tarafından yapılması ile sonuçlanmaya başladı.
Bir diğer
açıdan dikkat edilmesi gerekir ki, Sosyal Medya araçları, bireylerim mahremiyet
sınırlarını kaldıran, bireyler ile ilgili kişisel içeriklerin oluşturulduğu ve
paylaşıldığı bir alan olduğundan kaynaklı olarak, Özel yaşama müdahale
edilebilmesi her zaman yüksek potansiyele sahip olacaktır. Bu müdahaleler
birçok etik dışı davranışın da çıkış noktası olmaktadır.
Sosyal
Medya'da yer alan etik dışı davranışlar incelendiğinde başlıca etik dışı
davranışların şunlar olduğu görülmektedir.
“•
Kişisel verileri izinsiz kopyalamak ve dağıtmak.
• Kişisel
verilerde tahrifat yapmak.
• Ticari
firmaların sırlarını ifşa etmek.
• Sahte
içerik hazırlayarak kullanıcıları yanıltmak.
• Reklam
ve sponsorluk almak için manipüle edici içerik yayımlamak.
• Telif
haklarının göz ardı edilmesi.
• Genel
ahlaka aykırı içerik oluşturmak ve yaymak.
•
Firmalara zarar vermek için firmanın sahte blogunu oluşturmak.
• Kaynak
göstermeden içerik kullanmak.
•
Kişilerin gerçek kimliklerini gizleyerek sahte profiller oluşturmaları.
•
Kurumların tüketicilerini yanıltmak için ücret ödeyerek yanlı içerik
hazırlatmaları.” (Mavnacıoğlu, K, 2009: 64-65)
Cevat
Fehmi Başkut, (1967) Gazetecilik Dersleri adlı kitabında geleceğin
gazetecilerine verdiği tavsiyelerin birinde şunları kaydetmişti: “Kamu
menfaatinin gerektirdiği durumlar dışında, basının bir kişinin özel hayatına
girmeye hakkı yoktur.”
Daha 1967
yılında, Cevat Fehmi Başkut, geleceğin gazetecilerine verdiği tavsiyelerde
'kamu menfaatinin gerektirdiği durumlar dışında' diye ekleyerek, kimsenin özel
hayatına girilme hakkı olmadığını ifade etmesi ile birlikte, bugün dijital
ortamlarda, en basitinden cep telefonları ile ünlü veya sıradan insanlara ait
herhangi bir görüntünün yayıldığına tanık olabilirsiniz. Bu görüntülerin, o
görüntülerde yer alan kişinin izni olmadan yayınlanması ise, bireyin kişilik
haklarına ihlal ve hatta ciddi yaptırımları olan suçları dahi gündeme
getirebilmektedir.
KKTC sınırları içerisinde tanımı henüz yapılmamasına
rağmen, neyin ‘özel hayat’ kapsamında olup neyin
olmadığını tespit edecek basın mensupları için Mahkeme’nin 7.2.2012 tarihli,
app. no. 40660/08 and 6064/08 sayılı “Case of Von Hannover v. Germany”
kararının 110. Paragrafı'nda, kamuya mal olmuş bir politikacının veya kamusal
figürün özel hayatıyla, sıradan bir yurttaşın özel hayatı arasında ayırım
yapıldığını ve böyle bir ayrımın yapılması gerekliliği üzerinde duruldu.
Politik veya bireysel olarak tanınmış kişilerin özlük haklarının korunması ile
ilgili bir düzenleme yapılmış olmasına rağmen, yukarıda da belirtildiği üzere,
sıradan vatandaşların haklarının korunması ile ilgili bir yasanın tartışılmadığı
görülmektedir. Kıbrıs'ta bulunan İnternet Gazeteleri'nin de neredeyse her gün
ülke içinde yaşayan vatandaşların Sosyal Medya hesaplarından yaptığı
açıklamaları yayımladıklarına rastlamak mümkündür.
Özel
Hayatın Gizliliği Yasası'nın KKTC'de yürürlüğe gireceği dönemdeki tartışma
sürecinde, Cumhuriyetçi Türk Partisi – Birleşik Güçler Lefkoşa Milletvekili ve
Özel Hayatın Gizliliği Yasa Tasarısı Komitesi'nde bulunan Tufan Erhürman,
kendisine yöneltilen eleştirilere yönelik yine bir İnternet Gazetesi Kıbrıs Postası'nda
Meryem Ekinci'nin haberinde şunları kaydetmişti:
“Böyle
bir yaklaşım, neyin ‘özel hayat’ kapsamında olup neyin olmadığını tespit edecek
basın mensupları için ilk bakışta bir tehdit gibi algılansa da, aslında konuyla
ilgili diğer kararlara bakıldığında, tam tersine, bir tehdit değil, bir tür
korumadır. Mahkeme’nin 7.2.2012 tarihli, app. no. 40660/08 and 6064/08 sayılı
“Case of Von Hannover v. Germany” kararının 110. Paragrafında ise, kamuya mal
olmuş bir politikacının veya kamusal figürün özel hayatıyla, sıradan bir
yurttaşın özel hayatı arasında ayrım yapılıyor ve böyle bir ayrımın yapılması
da gerekir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, KKTC iç hukukunun bir parçasıdır.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi’nin 4.12.2003 tarihli, app. no. 3927/98 sayılı ‘Case of
M.C. v. Bulgaria’ kararının 150’nci paragrafına göre, ‘Positive obligations on
the state are inherent in the right to effective respect for private life under
article 8; these obligations may involve the adoption of measures even in the
sphere of the relations of individuals between themselves” yani; Sözleşme’nin
8’inci maddesi Devlete, yalnızca ‘özel hayatın gizliliği’ni ve ‘haberleşmenin
gizliliği’ni ihlal etmeme şeklinde bir negatif yükümlülük değil, aynı zamanda,
özel kişilerin birbirinin ‘özel hayatının gizliliği’ni ve ‘haberleşmesinin
gizliliği’ni önlemek için önlemler almak gibi bir yükümlülük de yüklemektedir.”
” (Ekinci, 2014)
2014 yılının Aralık ayında Cumhuriyetçi Türk
Partisi - Birleşik Güçler milletvekili Doğuş Derya'nın Meclis Kürsüsü'nden
yaptığı 1974'te Rum kadınların da tecavüze uğradığı ve Ortodoks Kilisesi'nin o
dönemde kürtajı serbest bırakması ile ilgili konuşmasının ardından gerek Sivil
Toplum Örgütleri, gerekse de Sosyal Medya'da vatandaşlar tarafından Derya'yı
destekleyen ve eleştiren açıklamalarda bulunuldu. Özellikle Sosyal Medya'da
Derya'ya karşı kullanılan nefret söylemi ve cinsiyetçi küfürler ise öne çıktı. İnternet
Gazeteleri'nin, bireylerin Sosyal Medya'da yazdıkları küfür ve nefret
söylemlerini kendi web sayfalarında kullanmaları ise tartışmaları çok farklı
bir boyuta getirdi. Bireylerin, kişisel Sosyal Medya hesaplarında yaptıkları
açıklamalar, bahsi geçen bireyleri takip eden kişiler tarafından görülebilen
bir olgu olması gerekirken, Gazetelerin, o bireylerin yazdığı iletileri alıp
web sayfalarına taşıması, bireylerin özel hayatlarını açıkça ihlal ettiğinin
bir göstergesi olarak önümüzde durmaktadır.
Öte yandan
milletvekili Doğuş Derya, kendisine edilen küfürlerle ilgili olarak
Hataylılar Derneği Başkanı Bertan Zaroğlu'na Sosyal Medya'da yazdığı
yorumlardan ötürü "ağır hakaret" davası açtı. Doğuş Derya konuyla
ilgili yaptığı açıklamada, davanın Bilişim Yasası olmamasından kaynaklanarak
Haberleşme Yasası'na dayandırıldığını ancak Haberleşme Yasası'nın şu an için
Sosyal Medya'yı kapsamadığını, dolayısıyla davanın şu an için ne şekilde
sonuçlanacağının bilinmediğini söyledi. Derya devamla, "davanın lehine
sonuçlanması durumunda, bunun emsal teşkil edeceğini ve bundan sonra açılacak
davaların bahsi geçen hakaret davasına dayandırılarak ilerleyebileceğini
kaydetti.
Bir başka örnek, 2015'in Ocak ayının başında
yaşandı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Cumhuriyet Meclisi milletvekili Fazilet
Özdenefe'nin kişisel Sosyal Medya hesabından, ülkenin tanınan sanatçılarından
Arda Gündüz ile öpüşmesi üzerine, kendi ifadesiyle “hacklanarak” paylaşılan
fotoğrafını, Volkan Gazetesi, şu şekilde yorumladı:
“CTP Milletvekili Fazilet Özdenefe,
yayınladığı fotoğraflarla sosyal medyayı sarsmaya devam ediyor. CTP
Milletvekili Özdenefe, BM denetimindeki ara bölgede sivil toplum örgütleri
temsilcileriyle 23 Mayıs 2014 günü yapılan görüşmede, ABD Başkan Yardımcısı Joe
Biden'la çektiği selfie (özçekim) fotoğrafını Sosyal Medya'da paylaşmış ve
büyük beğeni toplamıştı. Özdenefe'nin ses sanatçısı Arda Gündüz ile öpüşme
sahnesini geçtiğimiz gün kendi Facebook'un yayınlaması da sosyal medyayı
sarsarken, Özdenefe yine büyük takdir topladı ve izleme rekoru kırdı. Kamuoyu,
Özdenefe'nin önümüzdeki günlerde hangi fotoğraflarını sosyal Medya'da
paylaşacağını büyük bir merakla beklemeye başladı.”
Aynı olayın, Sosyal Medya'da da çok fazla
tartışılması, vekil Özdenefe'nin özlük hakları olan Özel Hayatının korunması
noktasında ihlallere yol açmıştır. Milletvekili olan bir bireyin, kişisel
Sosyal Medya hesabının ele geçirilerek yayımlandığı bu fotoğrafın ardından,
sıkıntılar yaşadığı aşikardır. Hele ki, bireyin daha önceden evli olduğu ve
çocuğunun da olduğu göz önüne alınırsa, vekilin sosyal yaşantısında ciddi
sorunlarla karşılaştığını söylemek sorun çıkarmayacaktır.
Aralık ayının başında Kıbrıs Gerçek adlı
internette yayın yapan bir site, Havadis Gazetesi'nden Devrim Demir'e ait bir
haberi alarak kendi sayfasında yayımladı. Afrika uyruklu bir gencin karıştığı
kavga ile ilgili yayımlanan haberde, "zenci" ifadesi kullanılması
tartışmalara yol açtı. Haberin içinde Havadis muhabiri Devrim Demir'in
imzasının da bulunmasına rağmen, haberin başlığında "zenci" ifadesi
kullanılması, hem ırkçılık yapılması açısından hem de olası bir suç duyurusunda
Devrim Demir'in de başının belaya girmesi açısından sorun teşkil etmektedir.
Konuyla ilgili bahsi geçen internet sitesinin, künyede ismi yazmasa da sahibi
Çağlar Yüksel'le iletişime geçilmiş ve haberin başlığının ırkçı bir başlık
olduğu ve değiştirilmesi yönünde uyarılarda bulunulmuştur. Ancak Çağlar Yüksel,
yapılan uyarılara kulak asmayarak yayınlarına devam etmiştir. Devam eden
süreçte Medya Etik Kurulu konuyla ilgili bilgilendirilmiş ve Kurul'un Kıbrıs
Gerçek'e uyarı yapması talep edilmiştir. 26 Aralık itibariyle henüz bir uyarı
yayınlanmamasına rağmen, ilerleyen günlerde uyarıcı bir mektubun yayınlanması
beklenmektedir. Öte yandan Medya Etik Kurulu'nun yaptırım gücü olmaması,
gazetelerin verilen uyarıları ciddiye almamasına neden olmaktadır. Konuyla
ilgili Çağlar Yüksel'le yapılan görüşmede de, Yüksel, Medya Etik Kurulu'nun bir
yaptırım gücü olmadığı, Bilişim Yasası'nın olmamasından dolayı internet
üzerinden istediği yayını yapma hakkına sahip olduğunu, dahası ülkenin korsan
olmasından ötürü, yaptıklarına kimsenin karışamayacağını da bildirmiştir.
Özetlemek gerekirse, internet yayıncılığı
üzerinden tespit edilen etik ihlallerin önüne geçilememektedir. Gazetelere
uyarı yapmaktan öte hiçbir yaptırım gücü bulunmaya Medya Etik Kurulu da bu
noktada başarısız kalmaktadır.
Kıbrıs Postası'ndan
Filiz Seyis'in 24 Mart 2016 tarihinde yayımlanan "Bilişim Suçları
Yasası'nın rafta kalışı, çocuk istismarına ivedi müdahalenin önüne engel!"
başlıklı haberinde ise Bilgi Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu Yönetim Kurulu
Başkanı Kadri Bürüncük, internet üzerinden bireyleri uyuşturucu ticaretine
zorlayan ve cinsel istismara maruz bırakan şebekeye karşı hükümetin elinin
bağlı olduğunu ifade etti. Bürüncük bunun nedenini, Bilişim Yasası'nın
yasallaşamamasına bağlayarak “Sadece çocuk istismarı ile ilgili konularda,
uluslararası mevzuatlar gereği ivedi olarak müdahale edebilirdik. Akabinde
mahkeme süreci başlayabilirdi. Ancak şu an bu mümkün değil” ifadelerini de
kullandı.
Şu nokta
gözden kaçırılmamalıdır; birey, kişisel Sosyal Medya hesabından yayımladığı bir
iletide, kendi kurduğu kişisel çevresi için bir açıklama yapmaktadır. Ve bu
iletinin kendi rızası dışında başka platformlarda yayımlanması, özel hayatının
deşifre ve ihlal edilmesi ile sonuçlanmaktadır. Bugün hala, Kıbrıs'ın
Kuzeyinde, İnternet Gazeteciliği etiği oluşturulması üzerine bir çaba
görülmemektedir. Bireylerin, kişisel Sosyal Medya hesaplarından yayımladıkları
herhangi bir ileti, editöryal müdahalenin ardından hızlı bir şekilde İnternet
ortamlarında yer almaya devam ediyor. Bu noktada, çevrimiçi (online)
ifade özgürlüğü ve internet kullanıcılarının özel yaşamlarının gizliliği
hakkını korunması noktasında ise neyin özel hayat, neyin kamusal yaşam, ya da
kimin özel hayat hakkı daha fazladır gibi sorular ise gün yüzüne çıkmaktadır.
Bir politikacının kişisel Facebook hesabından yayımladığı bir ileti ile sıradan
bir vatandaşın yayımladığı ileti arasında ayırım yapmak mümkün müdür?
Kaynakça:
·
Cooper, Thomas W. (1998). “New Technology Effects
Inventory: Forty Leading Ethical Issues.” Journal of Mass Media
Ethics 13(2): s. 71–92.
·
Deuze, M. ve Daphna Y. (2001). “Online Journalists
Face New Ethical Dilemmas: Lessons From The Netherlands.” Journal: Journal
of Mass Media Ethics16(4). s. 273–292.
·
Doç. Dr. H. ÇAKIR, 2007 - Sosyal Bilimler Enstitüsü
Dergisi Sayı : 22 Yıl : 2007/1. s.123-149
·
KAHRAMAN,
Abdullah (2008). İslam Hukuk ve Ahlak İlkeleri Işığında Özel hayatın Gizliliği
(Mahremiyet). Ankara: Ebabil Yayınları
·
EKİNCİ,
Meryem (2014). Özel Hayata Dokunan Yandı
http://www.kibrispostasi.com/print.php?news=128430 (Erişim: 10 Aralık 2016)
·
ÜZELTURK,
Sultan, (2004). 1982 Anayasası Ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesine Göre özel
Hayatın Gizliliği Hakkı, Bela, İstanbul
·
KAHRAMAN,
Abdullah (2008). İslam Hukuk ve Ahlak İlkeleri Işığında Özel hayatın Gizliliği
(Mahremiyet). Ankara: Ebabil Yayınları
·
VAROL,
Asaf (2011). “İnternet Yayıncılığında Etiksel Sorunlar”, II. Medya ve Etik
Sempozyumu, Fırat Üniversitesi, 13-15 Ekim 2011, Bildiri CD’si, Elazığ
·
MAVNACIOĞLU,
Korhan (2009). İnternette kullanıcıların oluşturduğu ve dağıttığı içeriklerin etik
açıdan incelenmesi: Sosyal medya örnekleri. Medya ve Etik Sempozyumu; Fırat
Üniversitesi, İletişim Fakültesi
Comments
Post a Comment